Showing posts with label outside places. Show all posts
Showing posts with label outside places. Show all posts

Wednesday, June 19, 2013

"OY VER YAV!!" GEZİ PARKI'NDAN KALANLAR...

Gülse Birsel'den...


"Önümüzde seçimler var. Parktaki arkadaşlarımızın yüzde 18'i “Oy kullanmam” demiş. Oy kullanmazsan da her şiştiğin anda sokağa çıkmakla bu iş yürümez canım kardeşim! Biliyorum, sizi, beni, tam olarak temsil eden bir parti yok belki. Bu yeni kuşak, biz tepkili şehirliler, adına ne derseniz, belki üç, beş, on yıl sonra, başka bir siyasi hareket çıkarabilir bu memleket. 

Ama şu an için, bari ‘en az gıcık olduğun parti' Meclis'teki dört partiden hangisiyse, git oyunu kullan! 

Son seçimde her 100 seçmenden 15'i sandığa gitmedi! Yüzde 85'in yüzde 50'si AK Parti'ye oy verdi. Sonra adam tabii der ki “Ülkenin yüzde 50'si bizi istiyor, sana ne oluyor!”




“Zaten bizim oylar çöpe atılıyor, çöplerden çuval çuval oy çıkıyor” diyen dostlara da diyorum ki, “O zaman git sandığın başında gözlemci olarak dur!”
Şu an tepkiler, rahatsızlıklar demokratik bir sivil itaatsizlikle dile getirildi, o esnada en kavgalı ve uzlaşmaz görünen gruplar barıştı, yan yana durdu. Ayrıca AK Parti'nin ileri gelenleri, hatta Cumhurbaşkanı mesajı aldığını söyledi, ki almamış olmaları zaten mümkün değil. Bunlar kazanımdır.

Ancak her şikâyette bir park bulup oturacak halimiz yok!

Şimdi, sevgili vatandaş, gözün siyasette olsun. Ve seçimler gelince, memnun musun değil misin, bir zahmet yine sokağa çık, iki adım yürü ama bu sefer, oy ver yav!"


Tuesday, July 17, 2012

"Efes" One Love Hatırası : Korku

Bu bir festival yazısı değildir!! Bu yıllar yıllar önce bir kitabın arkasından sorulan bir sorunun ve bu günaydın! arkadaşlarım Nişantaşı Cumhuriyeti'nden, Cihangir Cumhuriyeti'nden, Etiler Cumhuriyeti'nden birazcık da Fenerbahçe Cumhuriyeti'nden hatta bütün müzik, spor, kültür vb. cumhuriyetlerin koruyucu kucaklarından çıkmanın vakti değilmiydi diyor olmanın ve anlaşılamıyor olmanın yazılı halidir....


Mesele festival değildir, alkole karşı gelen insanlar ve yaptıkları değildir mesele #ozgurlugunesahipcık diye twitterda bağırmak, insanlara bardaktan taşan son damlanın alkol yasağı olmadığını anlatmak ise hiç değildir zira twitter'da ayrı bir cumhuriyettir ve konuyu anlamak istemeyen kesimin hatta İstanbul dışındaki insanların bile olan biteni gördüğünü, duyduğunu yada anlamak istememesidir... İste tam da bu sebeple Mesele, neden? ve ne zaman? sorularını sormanın tam vakti olmasıdır... 

Neden sesimiz kısık ve ne zaman bu hale geldik -ki bu soruyu da vakti zamanında Ece yine sormuş, ardından olanlara hepimiz şahit olmuştuk. Kendisi Beyrut'ta savaştan çıkan çocuklarla veya Mısır'da devrim yapan gençlerle sokaklarda gazetecilik yapmaya mecbur bırakılmıştır!! 
Ve hikaye tam olarak şöyle başlar;  son 5 senedeki gazetelere mümkünse sessizce yazılmış 4.sayfa haberlerine bir gözatın isterim ve bugün neden bunları konuşurken bile korktuğunuzu, babanızın anlattığı üniversite olaylarının, annenizin anlattığı sokak anarşisinin aslında hiç bitmediğini, sessizce yazılan herşeyin, sokağın acımasız kurallarına yine sessizce ve bir bir eklendiğini tekrar hatırlayın... belki birazcık nerede, ne zaman ve nasıl hatalar yaptığımızı da böylece anlarız... anlarız ki belki bir anda tokat gibi anladığımız tek şey, korunaklı mahallelerimizde yaşarken sanal özgürlüklerimizle aslında sahip çıkacağımız bir özgürlüğün hiç kalmadığını da anlamış oluruz... 

Ve bu kalmayan özgürlük! aslında yıllardır; sadece inandığı ve başını örttüğü için üniversite okuyamayanların, babası istediği için evlendirilip komşusunun, teyzesinin ve hatta ülkesinin koruyamadığı kız çocuklarının, saçını uzattığı için dayak yiyen erkek çocuklarının, sahilde bir bira içip sadece gününü bitirmek isteyenlerin... biraz daha geniş bakalım mı? 

Ülkemin renkleri yalanlarıyla büyütülüp sonra dininden, mezhebinden veya dilinden dolayı hergün canından olma korkusuyla yaşayanların, zamanında topraklarını koruduğu bu ülkede,  farklı bir dil konuştuğu için ve sadece birileri ellerini kirlettiği için doğduğu evden zorla kovulanların, kitap yazan ve hatta kitabı sadece evinde bulunduranların... kısacası bu ülke topraklarında doğmuş hiçkimsenin hiçbirzaman özgürlüğü olmadı... ne baban özgür yaşadı bu memlekette, ne de sen özgür öleceksin hepimiz biraz korkarak biraz da susarak yaşamaya devam mı edeceğiz.... (bu sorunun cevabını vermeye de benim dilim varmıyor)



Festivalde gerçekten neler mi oldu? gerçekten festival notlarını merak edenlere iki gün boyunca gördüklerimi, korkarak düşündüklerimi ve twitter'dan paylaştıklarımı çok kısa özetleyeceğim; 
Festivallerde insanlar dünyanin tek ortak dili olan müzik icin birlesir, beraber yemek yer dans eder, eglenir (Dunyada!)
* 'en kotu günümüz böyle olsun' hic bu kadar anlamli olmamisti!!
* metre kareye 13tane mutsuz insan dusuyor, herkes biri bisey dese de azarlasak diye bekliyor!
Festival sahnesinde 20yasinda kizlar-oglanlar sahnede sarki soyluyor,ulkelerinden uzakta alkis aliyor biz de mal!! gibi izliyoruz...
Festivalde dunyanin obur ucundan gelenleri izleyen bizler, festival gormeye gitmek icin artik vize bile alamiyoruz...
Festivallerde insanlarin icki icmesinin onlarca nedeni vardir bu butun dunyada boyledir muzik dinlerken dansetmek gibi
* Festivaller memleketin gençligine iyi gelir, dunyanin farkli yerlerinden farkli sesleri duyar ,azıcık farklı gorur herseyi...
Sucluyum! Suclusun! Sucluyuz! Toplumun guvenligini korumakla yukumlu devlet beni benden koruyor...
memlekette birileri dogdugu evden ve ailesinden ayrilmayi dusunmeye basliyorsa ve bunlari konusurken bile korkuyorsa ....

Thursday, June 28, 2012

AKIN BALIK

Bir Orhan Pamuk ya da Ahmet Hamdi Tanpınar kitabına girmişiz gibi ya da Ara Güler fotoğrafına. Tam da Haliç’te batmak üzere olan güneşin vakti… Balıktan dönen küçük teknelerin, martı çığlıklarına karışan motor sesleri… Birazdan başınızın üzerinde yanacak gaz lambalarının, ağaçların ve hoparlörden gelen Zeki Müren’in yanık sesi altında, henüz dolaba bile girmeden kırmızı örtülü masanıza düşmüş leziz bir balık ve elbette bir duble rakı eşliğinde…

Yukarıda yazanlar Akın Balık'ın kendi web sitesinde, mekanın sahibi Timur'la konuşup, rakı içen bir "Akın Balık" tutkunu tarafından yazılmış. Ne kadar da doğru, ne kadar da olduğu gibi yazmış derken bende geçtiğimiz akşam masada otururken dönüp dönüp manzaraya bakarken neler hissettiğmi düşündüm ki tam da yazılanlardı aslında benim de hissettiklerim...  Bu kadar huzur, bu kadar gerçeklik mekanda bulunan herkese yansıyor olsa gerek ki masaya oturduğunuz andan itibaren garsonlar sanki aylardır sizi görmüyormuş gibi karşılıyor, bundan sonra arayı bu kadar uzatmayın der gibi bakıyor, ikinci dubleden sonra isminizle hitap etmeye başlıyor....
Akın Balık ile ilgili notlarla bitsin bu yazı o zaman daha da bir şey söylemeye gerek yok zaten... "Ucuzluğunun ve deniz kenarında olmasının yanında gelenleri buraya çeken nedenlerden biri de salaş atmosferi. Bu arada, bu salaşlıkta garipsediğimiz tek şeyin rakının plastik bardakta getirilmesi olduğunu ekleyelim. Timur, işletme anlayışı hakkındaki fikrinden bahsederken böyle bir konseptin, yani salaşlığın bilinçli tercihi olduğunu söylüyor..."

Adres : Perşembe Pazarı Ali Yazıcı Sokak Eski Gümrük Han 
- Haftanın 7 günü açık olan mekanda masalar gece 12.00 civarında kapanmaya başlıyor ve en geç 01.00'de hesabınız masanızda oluyor... 
- Rezervasyon yaptırmak çok zor ama yine de şansınızı deneyebilirsiniz
- Kredi kartı geçerli, fiyatlar oldukça uygun, yemekler çok lezzetli, saati bu kadar, tadında içilesi, uzun uzun sohbet edilesi, tadında kalkılası... 

Monday, December 19, 2011

Tadı Damağımda Haftalardan Kalanlar...

Haftasonlarına hazırlandık ne sarhos yazdık ne de ayık düzelttik...

Yılbaşı ağacını süsledik, dilekleri camdan süslere sardık tek tek astık,tek tek yıldızlara yolladık...
Bebek turu yaptık Cashmere in Love Happy Hour'da pamuk gibi kazaklara, hırkalara yeni yıl dileklerinden yıldızlar serpiştirmeye devam ettik... Bir de Andy Warhol vardı ki "hello shoes" eşliğinde belki de yeni yıl dileklerine devam etmem gerektiğini hatırlattı :)
Burayı hızlı geçebiliriz... canım arkadaşım, doktorum civanım Bengü'cüm Etiler'deki kliniğinde bir güzel elden geçirdi bizi... itiraf: kötü bir hastayım ve biraz da arkadaş kaprisi yaptım ama diş etlerim kendine geldi thank u baby:)Ezra&Tuba Kardeşler yeni koleksiyonları şerefine süper bir party verdi gerisi karanlık:) pek eğlendik< Yedik, içtik demek isterdim ama bu fotoğrafların en az 2 ayı var...

Araya tat olsun, renk olsun dedim yoksa yediklerime katlanmak pek mümkün değil tam gaz spor ;)
Tabii ki bol aksesuar ve tabii ki çikolataların yerini aldı...Veee Pink Amsterdam...
İstanbul Amsterdam oldu sözlerim biter google it baby

Thursday, July 14, 2011

Tatil mi Huzur mu?? Bitse mi Başlasa mı??

iki yıldır ayaklarını kızgın kumlardan serin küvet fayansından başka bir yere değdiremeyen sıkıntılı ruh halim, kendi tuzundan başka tuzu derisinde hissedemeyen depresif halim sonunda mutlu sona ulaştııııııı......
Ankara'lı dostlar, balıkçı kayıgı ve kimsesiz koylar, biraz alkol biraz kahkaha fazla kahkaha hatta... Güvendiğin insanların yanında mı daha çok gülersin yoksa dost dediğin insanlar için gülmüşsün ağlamışsın zaten farketmez de konuşmasan bile iyi mi gelirsin hem kendine hem ona.... Kimselerin olmadığı sularda uzakta olmak, temizlenmek, dinlenmek ve dinlemek en iyi terapi değildir de nedir hele de kararan ayaklarınla beraber rengi kırmızıya dönen omuzlarının ne zaman soyulacağını düşünürken aslında bu durumu hiç de umursamamak dünyanın en güzel şeyi değildir de nedir ha.. Bu pozu vermek için çok bekledim ve hakeettimm.... :)) ayaklarımdan bile nefret ettim bu fotoğrafta ama onu bile umursamadım bayaaa tatil kafası Vol.1 :)
Ve dönüş tam bir hafta mutsuzluk ve tek bir kelime ben geçen yıl tatile gitmediğimde bu yıl döndükten sonraki halimden daha mutluydum.... Ama geçti tatil sonrası travma geçti düğmeye bastım çalışıyorum sıra bu ayın sonunda gelecek olan tatilde bakalım bu defa nerede ve kimlerle uleeenn hayatımın en hızlı geçen bir haftasıydı diye eve dönerken içim sıkılmaya başlayacak....

*fotoğraflar 6 blog postundan 5'inde olduğu gibi Instagram harikalarından geldi orada da bir takip durumu olabilir hatta bunların hepsi dk dk görüldüğünde canlı tepki verilebilir orda da aychulus adım twitterdan da bulabilirsiniz beni...

Friday, July 1, 2011

Geçen Haftanın Ardından...

Peace&Love :)
Aslında iki hafta gecikmeli oldu ama ben festivalden festivale koşarken, çimenlerde yuvarlanmaktan yorulurken bayaaa bir gerilerde kaldım... Telefonumda, fotoğraf makinemde, orda burda o kadar güzel fotoğraflar ve anılar birikmeye başladı ki nerelerden nasıl paylaşayım bilemiyorum....
Bu kareler geçen hafta Mehmet Turgut'un düzenlediği 46Dergisinin süper butik festivalinin son çıldırmalarıydı ki ben zaten Bursa'dan koşarak gelip ayağımın tozuyla alana daldım ve Oben Budak'ın süper sahne performansı ile geceyi noktaladım...
Sonraaaa Cihangir'de Jush varmış meğer süper Ermeni mutfağı süper mezeleri varmış, bir garip huzurlarda güzel muhabbetlerde rakılar içiliyormuş. Burayı da keşfetmiş olduk...
şimdi ben tembel bir blog yazarı oldum ya bunun da en büyük nedenlerinden biri tabii ki twitter ve pek sevdiğim tumblr ile anında fotoğraf ve yorumların paylaşılabiliyor olması.. Benim gibi bir çok blog yazarının da twitter'dan sonra yazılarını seyrekleştirdiğini görmemek mümkün değil. Onun için ben elimden geldiğince yazayım ama ne olmuş ne bitmiş bir twitter'dan aychulus adresinden bir de http://www.tumblr.com/tumblelog/aychulus ile bütün fotoğraflara ulaşabilirsiniz. Hatta muhabbet ederiz başka konulardan da hoşbeş yaparız.... sosyal medya sosyal medya diye diye herkes bir hallerde biz de madem her nimetinden faydalanalım değil mi:)

Thursday, February 17, 2011

Ayşegül Biryerlerde...

eski fotoğraflara eskimeden arada bir bakarken yakaladım kendimi ki Facebook insanı olmayan ben oralara fotoğraf yüklemeyi, yorum yapmayı sevmeyen ben bir Facebook klasiğini blogum için harcıyorum veeee "oradan buradan" diyerek hayali bir Facebook albümü yapıyorum... Neymiş o zaman Ayşegül NewYork'ta Empire State Binası'nın kapısından okuluna doğru ilerlerken başlarmış bu albüm tabii ki New York'ta...


Micheal Jackson'ın öldüğü hafta Harlem'de bulunan Apollo Theatre önü doldu taştı ve kocaaamaan bir anı duvarı yapıldı aslında çarşafı demek daha doğru olur... Bu daaa bizim de imzamızı üzerine attığımız ve Kral'a bir anı bıraktığımız anı çarşafımızdan bir kare... Sıcağı sıcağına yazdığım post ise burada...
IFW 2011 ELLE Açılış Partisi ve Modeller ve bir kalabalık peşimizden geldiler valla da billa da :)

Styleboom ve CindrellaUnderTheUmbrella ile yaptığımız L'oreal çekiminin devamı da buraadaa...

IFW 2100 Günseli Türkay Sonbahar-Kış Koleksiyonu ve muuhhteşem ayakkabıları...

Ahhh çok eskiden... O kadar hızlı eskidi ki tam iki yılımı geçirdiğim yurt odam gözüme neredeyse siyah-beyaz görünecek...

Heeeyyy bu yıl bana alınan en güzeell passtaaamm canım Deniz'im allddııı:)) mmm baldan tatlı:))

Ve tabii ki Boom'cugumun dogumgününden en sevdiğiiimmm eeenn sevdiğim kareee kocaman mucckkk kocaaman mucckk :)


MAC Tartan Tale lansmanı.. Yazılamayan bir türlü eklenemeyen süper fotoğraflarla dolu süper lansman ama ben lansmandan yaklaşık yarım saat önce ayak bileğimi alçıya aldırmıştım:)) Vee tabii ki o psikolojiyle kendimi lansmanda buldum... Şişli Etfal Acil'de geçen fena ötesi bir saatten sonra eğlenmek benim de hakkımdı ama:))
IFW 2011 Koton Sobahar-Kış...

FNO 2011 Nişantaşı... Corridorrr veee SosyalMedya:)

Hatırlıyormusunuz??

Related Posts with Thumbnails