Showing posts with label Aysegul in İstanbul. Show all posts
Showing posts with label Aysegul in İstanbul. Show all posts

Tuesday, July 17, 2012

"Efes" One Love Hatırası : Korku

Bu bir festival yazısı değildir!! Bu yıllar yıllar önce bir kitabın arkasından sorulan bir sorunun ve bu günaydın! arkadaşlarım Nişantaşı Cumhuriyeti'nden, Cihangir Cumhuriyeti'nden, Etiler Cumhuriyeti'nden birazcık da Fenerbahçe Cumhuriyeti'nden hatta bütün müzik, spor, kültür vb. cumhuriyetlerin koruyucu kucaklarından çıkmanın vakti değilmiydi diyor olmanın ve anlaşılamıyor olmanın yazılı halidir....


Mesele festival değildir, alkole karşı gelen insanlar ve yaptıkları değildir mesele #ozgurlugunesahipcık diye twitterda bağırmak, insanlara bardaktan taşan son damlanın alkol yasağı olmadığını anlatmak ise hiç değildir zira twitter'da ayrı bir cumhuriyettir ve konuyu anlamak istemeyen kesimin hatta İstanbul dışındaki insanların bile olan biteni gördüğünü, duyduğunu yada anlamak istememesidir... İste tam da bu sebeple Mesele, neden? ve ne zaman? sorularını sormanın tam vakti olmasıdır... 

Neden sesimiz kısık ve ne zaman bu hale geldik -ki bu soruyu da vakti zamanında Ece yine sormuş, ardından olanlara hepimiz şahit olmuştuk. Kendisi Beyrut'ta savaştan çıkan çocuklarla veya Mısır'da devrim yapan gençlerle sokaklarda gazetecilik yapmaya mecbur bırakılmıştır!! 
Ve hikaye tam olarak şöyle başlar;  son 5 senedeki gazetelere mümkünse sessizce yazılmış 4.sayfa haberlerine bir gözatın isterim ve bugün neden bunları konuşurken bile korktuğunuzu, babanızın anlattığı üniversite olaylarının, annenizin anlattığı sokak anarşisinin aslında hiç bitmediğini, sessizce yazılan herşeyin, sokağın acımasız kurallarına yine sessizce ve bir bir eklendiğini tekrar hatırlayın... belki birazcık nerede, ne zaman ve nasıl hatalar yaptığımızı da böylece anlarız... anlarız ki belki bir anda tokat gibi anladığımız tek şey, korunaklı mahallelerimizde yaşarken sanal özgürlüklerimizle aslında sahip çıkacağımız bir özgürlüğün hiç kalmadığını da anlamış oluruz... 

Ve bu kalmayan özgürlük! aslında yıllardır; sadece inandığı ve başını örttüğü için üniversite okuyamayanların, babası istediği için evlendirilip komşusunun, teyzesinin ve hatta ülkesinin koruyamadığı kız çocuklarının, saçını uzattığı için dayak yiyen erkek çocuklarının, sahilde bir bira içip sadece gününü bitirmek isteyenlerin... biraz daha geniş bakalım mı? 

Ülkemin renkleri yalanlarıyla büyütülüp sonra dininden, mezhebinden veya dilinden dolayı hergün canından olma korkusuyla yaşayanların, zamanında topraklarını koruduğu bu ülkede,  farklı bir dil konuştuğu için ve sadece birileri ellerini kirlettiği için doğduğu evden zorla kovulanların, kitap yazan ve hatta kitabı sadece evinde bulunduranların... kısacası bu ülke topraklarında doğmuş hiçkimsenin hiçbirzaman özgürlüğü olmadı... ne baban özgür yaşadı bu memlekette, ne de sen özgür öleceksin hepimiz biraz korkarak biraz da susarak yaşamaya devam mı edeceğiz.... (bu sorunun cevabını vermeye de benim dilim varmıyor)



Festivalde gerçekten neler mi oldu? gerçekten festival notlarını merak edenlere iki gün boyunca gördüklerimi, korkarak düşündüklerimi ve twitter'dan paylaştıklarımı çok kısa özetleyeceğim; 
Festivallerde insanlar dünyanin tek ortak dili olan müzik icin birlesir, beraber yemek yer dans eder, eglenir (Dunyada!)
* 'en kotu günümüz böyle olsun' hic bu kadar anlamli olmamisti!!
* metre kareye 13tane mutsuz insan dusuyor, herkes biri bisey dese de azarlasak diye bekliyor!
Festival sahnesinde 20yasinda kizlar-oglanlar sahnede sarki soyluyor,ulkelerinden uzakta alkis aliyor biz de mal!! gibi izliyoruz...
Festivalde dunyanin obur ucundan gelenleri izleyen bizler, festival gormeye gitmek icin artik vize bile alamiyoruz...
Festivallerde insanlarin icki icmesinin onlarca nedeni vardir bu butun dunyada boyledir muzik dinlerken dansetmek gibi
* Festivaller memleketin gençligine iyi gelir, dunyanin farkli yerlerinden farkli sesleri duyar ,azıcık farklı gorur herseyi...
Sucluyum! Suclusun! Sucluyuz! Toplumun guvenligini korumakla yukumlu devlet beni benden koruyor...
memlekette birileri dogdugu evden ve ailesinden ayrilmayi dusunmeye basliyorsa ve bunlari konusurken bile korkuyorsa ....

Thursday, June 28, 2012

AKIN BALIK

Bir Orhan Pamuk ya da Ahmet Hamdi Tanpınar kitabına girmişiz gibi ya da Ara Güler fotoğrafına. Tam da Haliç’te batmak üzere olan güneşin vakti… Balıktan dönen küçük teknelerin, martı çığlıklarına karışan motor sesleri… Birazdan başınızın üzerinde yanacak gaz lambalarının, ağaçların ve hoparlörden gelen Zeki Müren’in yanık sesi altında, henüz dolaba bile girmeden kırmızı örtülü masanıza düşmüş leziz bir balık ve elbette bir duble rakı eşliğinde…

Yukarıda yazanlar Akın Balık'ın kendi web sitesinde, mekanın sahibi Timur'la konuşup, rakı içen bir "Akın Balık" tutkunu tarafından yazılmış. Ne kadar da doğru, ne kadar da olduğu gibi yazmış derken bende geçtiğimiz akşam masada otururken dönüp dönüp manzaraya bakarken neler hissettiğmi düşündüm ki tam da yazılanlardı aslında benim de hissettiklerim...  Bu kadar huzur, bu kadar gerçeklik mekanda bulunan herkese yansıyor olsa gerek ki masaya oturduğunuz andan itibaren garsonlar sanki aylardır sizi görmüyormuş gibi karşılıyor, bundan sonra arayı bu kadar uzatmayın der gibi bakıyor, ikinci dubleden sonra isminizle hitap etmeye başlıyor....
Akın Balık ile ilgili notlarla bitsin bu yazı o zaman daha da bir şey söylemeye gerek yok zaten... "Ucuzluğunun ve deniz kenarında olmasının yanında gelenleri buraya çeken nedenlerden biri de salaş atmosferi. Bu arada, bu salaşlıkta garipsediğimiz tek şeyin rakının plastik bardakta getirilmesi olduğunu ekleyelim. Timur, işletme anlayışı hakkındaki fikrinden bahsederken böyle bir konseptin, yani salaşlığın bilinçli tercihi olduğunu söylüyor..."

Adres : Perşembe Pazarı Ali Yazıcı Sokak Eski Gümrük Han 
- Haftanın 7 günü açık olan mekanda masalar gece 12.00 civarında kapanmaya başlıyor ve en geç 01.00'de hesabınız masanızda oluyor... 
- Rezervasyon yaptırmak çok zor ama yine de şansınızı deneyebilirsiniz
- Kredi kartı geçerli, fiyatlar oldukça uygun, yemekler çok lezzetli, saati bu kadar, tadında içilesi, uzun uzun sohbet edilesi, tadında kalkılası... 

MDNA: MADONNA KILLED US

Yazımın başlığında başka bir şey ima etmek istedim aslında ama tam olarak Madonna'nın bize ne yaptığını ve benim ne anlatmak istediğimi uzun bir süre 
hipnoza girdiğimiz 7 Haziran gecesini yaşayanlar anlayabilir sadece...
 Twitter'dan, facebook'tan, gazetelerden, televizyonlardan Madonna hakkında söylenmeyen birşeyler kaldı mı diye düşünüyorum ki sanırım kalmadı. Her zamanki gibi bokumuzu attık, övgümüzü yaptık konser sırasında onunla bununla kavga edeni de gördük, konser sonrasında ses yok görüntü var diyecek kadar şuursuz insanlarla aynı topraklarda yaşadığımızı da hatırladık ama geriye tek bir şey kaldı!! O gece o arenada olan tek bir insan bile yaşadıklarını hayatı boyunca unutamayacak ve o gece orada olan tek bir insan bile Madonna büyüsünden kurtulamayacak...

 Tam kadro oradaydık tabii ki, evde pre-party yaptık, metroda biraz warm up, konserde hipnoz, çıkışta şaşkınlık, şok, yorgunluk, susuzluk, sorgu, sual, hesap 
ve yine bol bol eğlence :)
 Bandocular uçtu, uçarken müzik yaptı, kadın dövüştü, silah çekti, sahne efektleriyle aklımızı başından aldı, ip üzerinde yürüdü, ters takla attı, gitar çaldı bi de çok büyük birşeymiş gibi memesini açtı... 
Madonna izlediğinin farkında olmayan canım memleketlim ise Madonna'nın bir tek meme ucuyla ilgilendi ne dans edebildi, ne alkışladı ne de şarkılara eşlik etti izledik herşeyi izlediğimiz gibi izledik ne bir parçası olmayı başardık ne de takdir etmeyi öğrenebildik... 
İp var anacım he ip var kadında da ses gitmiş yaşlanmış zaten bol Demet'li günleeer saygılar... 

"VOGUE" performansı için yorum yapamayacağım hala sessizce ve de gizlice ağlıyorum şokunu atlatamadım ve çok uzun sürecek.... 

- Lady Gaga'ya selam çaktık
- Dünya'nın dört bir yanında ideolojileri uğruna ölmüş çocuklara selam durduk ki bu çocukların bizim ülkemizde ne kadar fazla olduğunu hatırladık mı acaba?
- Aşka, müziğe, evrenselliğe, modaya, iç dünyaya, dış dünyaya herkese birer öpücük yolladık hem popomuzu açtık, hem el salladık ve bir maceranın daha 
böylece sonuna geldik....

Thursday, June 21, 2012

Kürşat Başar, Keşke Burada Olsaydın, Perrier, Frankie İstanbul

Bu yazı Salı'dan kalanlar diye başlayıp Salı sallanır diye bitmeliydi aslında çünkü sallanarak biten uzun bir günün ardından güzel bir gece kaldı... 


Gece Hardal'da düzenlenen bir etkinlikle başladı. Perrier Sodalarının misafiri olarak Türkiye'ye gelen dünyaca ünlü Mixoloji uzmanı Laurent Greco blog yazarlarına ve Hardal'ın misafirlerine özel çok özel şovlar yaptı. Laurent'in Paris'te bulunan barının adı da "Mojito Lab" oralara gidecek olanlara duyurulur daha önce ne içtim allahım neden beni bu içkilerle sınadın diye ağlamaya hazır olun... görülesi :)



 

Keşke Burada Olsaydın...
Yaptığı iş dışında müzikle uğraşan adamların hep daha çekici olduğunu düşünmüşümdür. Kürşat Başar'da onlardan biri... Gazeteciliği ve yazarlığının dışında hobi olarak başladığı saksafon sevdasını muhteşem bir albümle taçlandıran Kürşat Başar'ın albüm tanıtımı Jack Russal'da yapıldı. Albümde Sezen Aksu, Yaşar, Yeşim Salkım, İlhan Şeşen, Levent Yüksel, Erol Evgin, Zeynep Talu gibi isimlere ve piyanosuyla Burçin Büke eşlik ediyor. Berkay Özideş ve Şenay Lambaoğlu seslerin de bulunduğu albüm Kürşat Başar’ın müzik direktörlüğünde, tümüyle canlı olarak kaydedilmiş. Biz Yeşim Salkım ve Yaşar'la mest olduk, İlhan Şeşen'le nostalji yaptık albüm tam bir arabaya atla tatile git albümü, dinlenesi... 



Frankie İstanbul...
Gece bitmedi devam ediyor... Nerede? Frankie'de. Frankie Nerede? Nişantaşı Sofa Otel'in terasında. Neden gittik? Müzik direktörlüğünü Sezen Aksu'nun yaptığı Frankie'nin açılışında geceyi öyle güzel bitirdik ki İstanbul'un buraya ihtiyacı varmış diyerek ayrıldık. İçeri girdiğimiz anda twitter'a Nişantaşı'na New York gelmiş yazmışım :) Mekan şık bir restaurant olarak anılmak istese de yaptığı açılıştan sonra tam bir gece klübü olmaya aday olduğunun sinyalleri vermiş oldu. Manzarası, dekoru ve müzikleriyle Frankie bu yaz bize güzel bir kaçış olacak gibi görünüyor... gidilesi

Thursday, May 24, 2012

BRİDGET BARDOT feat. AVON

                                          
Aralık ayında Avon'un W Otel'in en üst katında bulunan suitinde yaptığı Kız Kıza partiyi blogger arkadaşlarımın fotoğraflarından ve twitter bağrışmalarınızdan hatırlıyorsunuzdur. Yılın son partisiydi ama en bomba partisiydi yaza yaza bitirememiş, eğlene eğlene yorulamamıştık :) 
Herbirimiz moda, sinema ve müzik dünyasına damgasını vurmuş ikonların kılıklarına girmiş, kafamızda peruklar, üzerimizde kostümler bir gece de olsa başka biri olmanın, hatta stil ikonlarımızın kılığında delice dedikodu yapıp, makyaj masalarının önünde kendimizden geçmiştik... Avon'a yılın partisine imza attığını tekrar hatırlatır bu yıl yapılacak etkinliği dört gözle beklediğimizi belirtirim efendim :) 
Kısacık hatırlatmanın ardından gelelim aylar sonra bu post nereden çıktı sorusunun cevabınaaaaa.... 
Avon ürünlerini bilmeyen, tanımayan kalmadı diye tahmin ediyorum. Benim de son dönemde hemen bütün ürünleri test etme şansım oldu ve yaza girmeden iki süper ürünü sizinle paylaşmak istedim. Avon'a özel seçtiğim ve mutlaka denemenizi istediğim. Hem rujun hem de yaz kış kullanılabilir olması sonucu "bunu mutlaka sizde denemelisiniz" diyor ve paylaşım faslına geçiyorum:)
Bu ürünleri paylaşabilmem için tabii ki ufak bir oyun oynayacağız . Yapmanız gereken sadece 
beni twitter hesabımdan  takip etmek ve gün içerisinde sorduğum ufacık bir soruya doğru yanıt vermek olacak.
 Soruya yanıt veren ilk kişiye de aşağıda bulunan ruj ve farı anında postalayacağım. 
Hepsi buu :)

haa bu arada Avon Kız Kıza parti gecesinde ben Bridget Bardot olmuştum ve kömür siyahı saçlarımı altın sarısı bir perukla değiştirerek gecenin asla tanınmayan, o gece tanışılan ve sonra karşılaştığı insanlara "ben sarı saçlı esmer kız" hatırlatması yapmak zorunda kalan ikonu olarak kayıtlara geçtim:)


Avon'un yoğun nemlendirici özellikli Moisture Seduction serisinden bir parlatıcı ve 
Avon Mega Impact Eyeshadow Duo Fash Black ikili göz farı sahibini bekliyoooorrr:)


Wednesday, April 18, 2012

Bir Bahar Akşamı YVES ROCHER

"Bir bahar akşamı rastladım size" desem çok mu anlam yüklemiş olurum??


Bu defa, ilk kez tanıştığım, daha önce hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bir markayla tanıştım ve sözüm sana sevgili cildiyle başı belada olan,
ergenlikten beri aynalara küsmüş, sonunda pes edip çözümü kireç gibi fondötenlerde, kapatıcılarda bulup parasını pulunu akıtan kader arkadaşım..

Yani benim gibi hiçbir zaman kadife bir cildin ferahlığını yaşayamayanlar, bundan sonra yazacaklarımı çok samimi ve dürüst yazıyor olacağım...Bir doğa tutkunu olan Yves Rocher, kadınlar ve doğa için 40 yılı aşkın bir süredir çalışıyor. Üretilen herşeyin içerisinde bulunan tüm bitkileri kendi sürdürülebilir ormanlarında yetiştiriyorlar. Ürünleri hayvanları üzerinde asla test etmiyor ve ürünlerin içerisinde asla hayvansal yağ kullanılmıyor.
Ayrıca alışverişinizde ürünün ambalajını almak istemezseniz
sevgili Yves Rocher ekibi sizin için kendi ormanlarına bir ağaç dikerek,
doğadan aldığını, doğaya geri veriyor....
Buraya kadar herşey şirket politikası gibi, yazılmış klasik metinlerin özeti ve hatta marka analistleri ile iletişimcilerin kafa kafaya verip yazdığı metinler gibi görünüyor değil mi. Değil efendim : ) Bunların hepsini dün gerçekleşen lansmanda Yves Rocher Türkiye Müdürü anlattı ama keşke o anlatmadan önce ben ürünleri deneseydim. Denedikten sonra bu kadar detaylı olmasa da en azından bütün markalardan farklı bir şeylerin olduğunu anlardım diye düşünüyorum:)

Favori Cilt Bakım Ürünüm : Hydra Specific (Temizleyici Köpük ve Nemlendirici)

Parfüm : Secret's d'Essences ve Vanille Noire

** Yves Rocher'ın Türkiye'nin bir çok yerinde kendi mağazası bulunuyor. Ayrıca Yves Rocher resmi sayfasından da alışveriş yapabiliyorsunuz.

** En önemli ve son konuya geldim; fiyatlar tahmin ettiğinizin o kadar altında ki bundan sonra başka marka kullanmanıza gerçekten gerek kalmayacak :)
* Markayı deneyenler olursa lütfen haber verin çok merak ediyorum herkes benim kadar aşık olabilecek mi Fransız bir adamın adamın yarattığı bu muhteşem ürünlere :)

Monday, April 9, 2012

Haftadan Kalanlar...


Yer: Pipa Nişantaşı (facebook sayfasına uğramayı unutmayın)
Gün : Salı
Kahramanlar : Sosyal Medya

Sosyal Medya'dan tanıdığınız hemen bütün isimlerin bir arada olduğu upuzun bir masa düşünün ve o masadan çıkacak olan muhabbete, sohbete, kahkaya ortak olduğunuzu hayal edin...Daha keyiflisi varmıdır bilmiyorum ama bu masanın ortasında kocamaann kocamaann tabakların içinde muhteşem lezzetlerin olduğunu da düşünürsek daha ne olsun :)

Sevgili Ferhan nam-ı diğer Iconjane ve hep bahsettiği başarılı işletmeci arkadaşları -ki benim için "Ankaralı dostlar" İstanbul'u ele geçirmeye devam ediyor diye duyduk. Son dönemin en popüler mekanlarından biri olan PiPa Nişantaşı'na sosyal medyadan bir çıkarma yaptık. Pizzalar, şaraplar, nutellalı pizzalar ve benim favorim tiramisuyu, masaya geldiği andan sonra bir daha göremesem de tatlarını hiçbirimiz unutamadık...
PiPa Nişantaşı ile ilgili olarak, tek tek düşünülmüş, ayrıntılı servis inceliklerinden, menülerdeki şok edici yeniliklere kadar herşey bir yana dekoru ve ışığı beni mest etmeye yetti. Mekana girdiğim anda sanki New York City'de bir restauranta girdiğimi hissetim. İçerdeki misafirler de o kadar İstanbul dışında, mekansız ve zamansızdı ki, kimse kimseyle ilgilenmiyor, kimsenin ne yaptığını görmüyordu. PiPa, Nişantaşı'nın bir sokağında ama o, ne o sokağa ait, ne de buralara ait bir yer... Ayrıca şehir dışından gelen misafirlerinizi götürmek için tercih edilecek tek mekan bence twitter ve facebook'tan takibe alınası :)
Son zamanlarda bütün kıyafetlerimin kahverengi olduğundan yakınan arkadaşlarım, bu rengin enerjisini bana yakıştırmıyorlar ama vintage eteğim, şalım, çantam ve ayakkabılarımla pek mutluyuz biz :)
Sevgili Styleboom ve Twitdayı 'dan yeni işim için güzel dileklerle dolu
bembeyaz bir çiçek geldi kapıma :))
Uzun zamandır bu kadar güzel bir sürprizle karşılaşmamıştım. Buradan tekrar
teşekkür ediyorum ve kocamaann öpüyorum ikisini de
ç
ooookkk mutlu oldum
çooookk duygulandım :)

Hardal Ataköy Marina'ya açılıyoooor... Ben de Cumartesi günü Hardal Nişantaşı'nda yukarıdaki pizzayı mideye indirip Ataköy Marina'ya gittim. Hazırlıklar devam ediyor Marina yaza hazırlanıyor ve artık şaraplarımıza deniz kokusu, temiz hava ve şehirden uzak huzurlu akşamlar eşlik edeceğe benziyor :)


Ve Huzur....
Pazar günlerini genelde evde bütün gün dinlenerek veya arkadaşlarımla yapılan uzun muhabbetli uzun kahvaltılarla geçirmeyi seviyorum ama bu defa sabah erkenden kalktık ve Kilyos'a doğru yola çıktık. Demirciköy'de bulunan Uzunya Restaurant'ta yediğim en kötü kahvaltı tabağı eşliğinde çok keyifli ve huzur dolu bir kahvaltı yaptık. Mekanın servisi, yemekleri, fiyatları, çayı, kahvesi herşeyi kötüydü. Pazar kalabalığı diye olduğunu da sanmıyorum ama o manzaranın ayağında, İstanbul'dan uzaklaşmadan bambaşka bir diyarda böyle bir mekanın sahibi olunca hizmet, kalite, lezzet hiçbirşey önemli olmuyor sanırım... Bu durumda kahvemizi içmeden kalkıyoruz veeee...
Veeee Yeniköy kahvesinde bir güzel yayılıyoruz :)

Güzel bir hafta olsun...

Friday, March 30, 2012

Haftadan Kalanlar...


Bu muhteşem yemeklerin yapıldığı ve bu yemeklerden daha bir çoğunun 5 farklı marka adıyla misafirlere sunulduğu bir grup şirketinde yeni işime başladım şimdilik hayırlı olsun dedik:)

Göksel'in yeni albümünü dinlemelere doyamadığımı kaç kere söylesem azdır ve tabii ki yeni albümün ikinci konserine de bir ziyarette bulunduk
ve tabii ki yine Göksel sahnede harikalar yarattı...

Sevgili FashionbyPride gördüğünüz üzere delirmiş :)
Yeni sezonda yeni yakalarla hepimizin aklını başından almaya hazırlanıyor... Sonra demiştin dersiniz karışmam valla ama belki ufak bir hediye gelir
buralardan hepimiz yakalanırız güzel olmaz mı:)
Bir başka deli Mehmet Turgut'un efsane haline gelen partilerinden birinde daha yine delirdik :) 46 dergisinin 2. yılını kutlarken gecenin sonu meçhule doğru yolculuk...

Henüz küçücük bir bebek olan ama ilerde çook büyük işlerin altından kalkacak yeni bir online alışveriş sitesi ile tanıştık. Lidyana.com Aksesuar satışı yapılan sitede birbirinden ünlü takı tasarımcılarının yanı sıra hiçbiryerde bulamayacağınız kolyeler, küpeler ve çantalar lidyana'ya özel kampanya fiyatlarıyla satılıyor...
günlük olarak takip etmeli kaçırmamalı, üzülmemeli...
#aksesuaraşkına

Bunlarda sevgili Bianca Somer'in yeni koleksiyon harikaları...
Kuru Kafa takıntısı heryerde...
Mega Sufle... Nutellalı desem ve hepsini yedik desem :)

Ve haftadan kalanlar...
Ve yeni kolyem, annemin ipek gömleği, süet ceketi, taşlı beyaz bilekliği,
anneannemin 70 yıllık kristal camlı saati, Zara ayakkabım,
üzerine de Lidyana'dan güzel hediyem somon deri bileklik....
Herkese güzel bir haftasonu olsun :)

Hatırlıyormusunuz??

Related Posts with Thumbnails